Siyaset sahnesinde gürültülü fırtınaların koptuğu, istifaların, çekilmelerin yaşandığı şu günlerde bazı gerçekler de su yüzüne çıkmaya başladı.
Ülkemizde siyaset maalesef iktidarı ele geçirip icraat gerçekleştirmek için yapılmıyor. İktidara gelen, başkan olan suyun başına geçen hep nalıncı keseri gibi kendine yontuyor. Zira düne kadar karşısındakine burnun kirli diyenlerin gözündeki çöp yeni görüldü. Israrla istifa etmek istememenin arkasında da sanırım kaymağın tadı var.
Bir yanda da seçilmesi muhtemel bir başkanın adaylıktan çekilmesi. Bu oldukça düşündürücü. Bu gün burada yarın orda başka gün başka yerde..Buna göçebe siyaseti demek yanlış olmaz sanırım. Siyasi görüş çizgisini yok sayarak siyaset yapmak objektif bakmanın gereği. Ancak tüm siyasetini bu temele oturtmak, bunun adı da göçebe siyaseti. Nerede daha fazla söz sahibi, nerede daha fazla mevki sahibi, nerede fazla kaymak sahibi ise oraya yapılan siyasi taşınmalar aslında maalesef ülkemizde siyasetin niçin yapıldığının göstergesi…
Hani ülkemizi sevmekten başka suçumuz yoktu? Kendi profillerini sergilemek için yapılan en iyi hamlelerden biri olan bu sözün arkasında aslında “ ben ülkemi sevdiğimi göstermek zorundayım” var. Bir kez bu kisveyi giydiniz mi, bir de halkın çok sevdiği değerlerin arkasına saklandınız mı, yolunuz açıktır.Yapın yapabildiğinizi, çalın, çırpın vakit varken. Ta ki birileri gerçekten araştırıp sizin içyüzünüzü gösterinceye kadar.O zaman da biraz onur sahibiysen bekleme istifa et hem görevinden hem konumundan. Eğer bir gün değil bir saat bile bekliyorsan o zaman değer yargıların, doğrun, vazife anlayışın, içinde bulunduğun siyasi görüş sorgulanır ve seninle birlikte olanlar dahalkın nazarında payını alır.
Sanırım sütten çıkmış ak kaşıktan bahsettim. Ama hayır, olması gereken siyasetçi profili bu. Bizde yok bunlardan . Sizde var mı?